.unutkan.

hepsi bu..

Kategori: hikayeler

Bir ülkede, birden çok mutluluğun içinde yaşadığımın farkına vardım sonra. Adımlarım hızlandıkça alnımda biriken ter damlalarıydı gururum. Tembellik yapmadım, yürüdüm, enerji harcadım, irili ufaklı sayısız engeli aştım, yol kat ettim. Yirmi sekiz yaşına gelip, büyüdüm işte.

Ara duraklarda binlerce sayfa çevirip, hep yeniden başlamış, bir şekilde sürekli kaybedeni oynamıştım ama işte bu kadar yenilginin üstüne hala nefes alıyor olmayı başardım.

Güz soğuklarının kendini hissettirdiği zamanlardan birinde akşam vakti bir çay bahçesinde oturdum ve tek bir şeyi fark ettim; büyüdüm. Anlamadan, anlaşılmadan, fark edilmeden, fark etmeyerek, kaybederek, başararak, ağlayarak ve gülerek geçen günler biteceğine hiç inanmasam da tarihin sisinde kayboldular.

Dönüp geçmişime baktığımda aslında her şeyin beni bir duraktan bir diğerine sürüklemekten başka bir işe yaramadığını fark ettim.

Eski zamanlarda, radyolarda akşam sekiz ajansına kadarki sürede sırf "sekize kadar vakit geçsin" diye çalınan oyun havaları gibiydi işte yaşadıklarım. Oyalanayım diye. Büyüdüğümü fark etmeyeyim diye. Belki öldüğümü bile..

Bir ülkede, birden çok mutluluğun içinde yaşadığımı fark ettiğimde anladım; asıl olan ölümden sonraki ebedi mutluluk için yaptıklarımız. Gerisi hep biter. Gerisi hep unutulur. Bitecek ve unutulacak için üzülmeye değmez. Gülümseyerek karşılamalı doğan her günü. Güneşi selamlamalı ve her adımda daha bir ağır basmalı toprağa.

Büyüdüğümü fark ettiğimde anladım.. Hepsi bu…

12:48 - 18/11/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


bahçeye açılan kapıyı. dışarıya açılanı..

Kategori: Belirtilmemiş

kendimi gizlemeye çalışıyorum hayattan. bilmesinler, dokunmasınlar, yaralamasınlar, kanatmasınlar için. yalnızlık mevsimine kaçışımın tarihçesi, yaşamımın barındırdığı sıradanlıklardan, basitliklerden ve anlamsızlıklardan duymaya başladığım sıkılganlıkla aynı zamana denk geliyor..

sıkılganlık işte. bildiğimiz şeylerden; tanışmalar, bilmeler, seslenmeler, dokunmalar, avuç içi teri paylaşımları, hissetmeler, sevmeler, sevdalanmalar, kucaklaşmalar, öpüşmeler, sevişmeler sonrasında bıkkınlıklar, tutarsızlıklar ardından kavgalar, ayrılıklar, galiz hakaretler bazen.. sürekli birbirinin tıpkısı gibi duran başlangıçlar ve bitişler.. ayrıntılarda farklılıklar olsa da, “giriş, genişleme, sonuç” tekrarlanmaları.  yüzümü, ellerimi, kollarımı, bütün bedenimle birlikte kalbimi de gizlemeye çalışıyorum. üzerimden bir kamyon gibi geçmesin diye “sevgi” şarkısının nakaratları.

kelimelerimin arkasına sığınmış, kendimi gizlemeye çalışıyorum hayattan. başaramıyorum. ya kelimelerim çok az, ya ben acemiyim saklanmak konusunda. bazen bir yabancıymışım gibi ellerim ceplerimde geçip gitmeye çalışıyorum dünyadan. biri fark ediyor beni. gelip üstüme gözlerini örtüyor. sonra gecenin bir vakti durduk yere çok anlamlıymış gibi kayboluyor.. beni, savaşın içinde tek başına bırakılan acemi asker gibi terk edip gidiyor.

alışkanlık denen şeye yenilip, "acılarımı" diyorum. "bir bardak suyu yudum yudum içer gibi, azar azar zerk ediyorum damarlarıma. hep beklenecek birileri olsun da, ben onları beklerken yeni hüzün coğrafyamda yürüyüp durayım, kendi tek kişilik yolumda bir yandan ağlarken bir yandan da yeni şeyler karalayabileyim sayfalara.

demem o ki; uyuşturucu müptelası gibiyim. hüzünsüz bir hiçim artık. günün birinde hayal kırıklıkları parçalayacak da derimi, duygu kaybıyla vereceğim son nefesimi.

 sahi seni sormadım.. hangisinden olmak istersin? hüzün şırıngasını tutan hemşire mi? damarlarına zehir zerk edilen hasta mı? yoksa.. dışarıda mutluluk oyunları oynayan gerçekten mutlu insan mı?

 hangisinden olmak istersin?

herkesin istediği gibi sonuncusundan mı?

o zaman kalk ve hastahanenin kapısını bul çabuk.

bahçeye açılan kapıyı. dışarıya açılanı..

17:25 - 28/10/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


mektup.

Kategori: hikayeler
    Güzel şeyler olacak diye umuyorum. Bir gün sihirli değneğiyle bir peri dokunacak omzumuza ve biz kendimizi uzak bir şehirde tam da gökkuşağının doğduğu yerde bulacağız. Üstümüzden bütün yılgınlığımızı, kırgınlığımızı ve ölü toprağını atıp ayaklanacağız, Mavinin, kırmızının, yeşilin, turuncunun ve daha nice rengin armonisinde, aldığımız nefesten bile tad alır olacağız. Ve sonra bütün yanlış formüller doğru sonuçlara evrilecek. Eşitsizlikler bile gül kokusu kıvamında mutluluklara eşitlenecek. Çok bilinmeyenli denklemler ayan beyan bilinir olacak. O kadar güzel, o kadar serin ve rahatlatıcı.
 
     O zaman bakarsın masal kahramanları ete kemiğe bürünür. içlerinden biri sen olabilirsin. Belki ben bile.. Olur ya bakarsın külkedisi sobanın külleriyle uğraşmaz artık. Kömür madeni alıp, işinin kadını olur. Pamuk prenses, beyaz atlı prens de dahil kimseye kendini öptürmeyip, namus timsali olur. Kendisini kocasına saklar. Zengin bir iş adamıyla evlenip saray gibi bir evde yaşar. Yedi cüceler piyangodan yedi milyon dolar kazanıp, hiper market işine girer. Servetlerine servet katarlar. Beyaz atlı prens başbakan olup, manda kasa zirhlı beyaz mersedes araba sahibi olur. Bilinmez ya bakarsın Rapunzel sosyete kuaförü olur. Rezervasyonla müşteri kabul eder. Uyuyan güzel yatak üretim işine girip oradan mobilya işine atlar. Robin hood bankacı olur. Kepçeyle alıp, damla damla verir. Repo ustası olur. Kırmızı başlıklı kız, organize sanayiide on dönümlük orman ürünleri tesisi kurar. Bütün ağaçları kesip, kurtların ölmesini sağlar. Bakarsın günün birinde bütün kötü kadınlar ve erkekler tövbe eder, Üvey anneler, cadılar, kralın tahtta gözü olan küçük kardeşleri, Bir tamam hepsi.
 
     Her şey güzel olacak inanıyorum. Umudum var. Çünkü sonsuza kadar kötü gidemez. Değil mi ki, bir gün mutlaka..
 
     Umutlu olmakla birlikte daha zamanın gelmediğini düşünüyor olmalıyım ki, yanımda yöremde beliren huzur tomurcuklarını gördüğüm yerde eziyorum. Mükemmellik benim için şimdilik olağan dışı bir tanım. Belki dikkatimi dağıtmasınlar diye, belki daha alışamadığım için birşeylerin iyi gitmesine. Kimbilir belki cesaretim yok. Öteleyip duruyorum gelmesi istenen güzel günleri. Herşeyde bir acem özrü arıyor, kusursuz bir resim gördüğümde tükenmez kalemle karalıyorum üstünü.
 
    Bunları sana anlatıyorum çünkü , kalbini onarma isteğindeyken (haddim olmayarak) aksine ufak tefek kırıklıklara sebep olduğum konusunda desiselere kapılıyorum. Bu sonuca ulaşmamın sebebi, sessiz sedasız gitmen değil arkadaşım. Hayır. Zaten bunu yapmanın iyi olacağı fikrinde olduğumu söylemiştim sana. Ama ne bileyim yine de bir 'hoşçakal' bekliyordum ki, şaşırdım biraz. Kırıklıklara sebebiyet verdiğim konusunda tereddütlerimin olmasının sebebi çok genel bir kanı. Ben bazı özel durumlar hariç selam verdiğim bütün insanları ama az ama çok acıtıyorum.
 
    Galiba o kadar güzel dinliyor, anlamaya çalışıyor, anlıyor ve anlatıyordun ki, alışkanlık oldu kısa zaman aralığında. Gerçek şu ki, kimin diğerinin kalbini onarmaya çalıştığını kesin bir dille ifade de edemem. Belki de, dikkatini saçma sapan yerlerden alıp bir başka saçmalığa, kendi anlaşılmaz karmaşıklığıma çektim. "Kalbi kırılmış, yaşama umutlarından turşu yapılmış, bütün iyi niyetleri hediye paketi yapılıp köpeklere yedirilmiş olan benim. Acilen sıcak tarafından biraz morale ihtiyacım var. Bana verir misin? " demek istedim satır aralarında da, belki yığınla harf tüketiminin arasında kaybolup gitti.
 
    Neyse cümlenin sonuna geleyim artık. Isteyerek veya istemeden kırgınlıklara neden olmuşsam özür dilerim. Umarım merhametlilerin en merhametlisi olan Rabbim azminin karşılığında seni mislisiyle ödüllendirir. Yaşam için ve yaşamdan sonrası için iyi, güzel ve adil ne varsa, karşılaşman umuduyla. sağlıcakla kal.

17:19 - 28/10/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


1. saat

Kategori: konusmalar

ketikhan -  yerinde oturmanın verdiği dayanılmaz acıyı yaşamıyorsun artık

unutkan - bunu da nereden çıkardın?

 ketikhan - mesai saatinde eve gidebilme salahiyetini kendinde görüyorsun ne mutlu sana

unutkan  - durağanlık sadece ağaçlara acı vermez.

unutkan - bilirsin ki, robotların bile duraksadığı zamanlar olur

ketikhan - ölmek vazgeçilmezim onu kimse benden çalamaz

ketikhan- bu bir robotta olsa

ketikhan - dünya mı rahatsız yoksa?

unutkan - ben rahatsızım

unutkan - kimsenin senden çalmak gibi bir niyeti yok zaten. ölümü.. herkes kendi ölümünü yaşar hem. kimsenin kimseden çalmaya kuvveti yoktur. belki en çok hayatı çalabilirler senden. onun da hesabını soran bulunur

ketikhan - senin ki teferruat

ketikhan - boşver

unutkan - teferruatlarla başladı hayat. bi çamur yığınındaki su teferruatıydı hayatı başlatan. ki darvin bile buna hayret ederdi. yaşasaydı..

ketikhan - gaye önemli, ordaki gaye insana ulaşmak su teferruat tabi senin hasta olman oldığu gibi

unutkan - gaye önemli tabii.. ki bütün bi mahalle gösteren ama elletmeyen güzelliğe dokunmak için kapısında menteşe olabilirdi. teferruat topraktaki su değil, bilakis çamurun kalitesiydi. ve bu çok önemli değildi.

unutkan - benim hasta olmamsa bir teferruat değik aksine bir kırılma noktası. insan denen organizma yıkımlar yaşamaya başladığında çıktığı merdiveni artık inmek zorundadır. heyhat merdiven aynı merdiven değildir. anne rahminde son bulmaz artık. ancak ve ancak iki metrekare toprak derinliği.

ketikhan - üzücü bir son diye bakmamak lazım gelir artık azraille radevuya bilakis muhteşem bir final olarak görürsek kimseler kalmayacak ölümden korkan

unutkan - ölümden korkan kalmasın istersen herkesi öldürmelisin.

unutkan - ölüm kendisinden korkulsun da, yaşama daha dikkat edilsin diye yaratalmıştır kanımca..

 

20:17 - 14/6/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Kategori: resimler

19:49 - 30/3/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Kategori: resimler

19:48 - 30/3/2008 - yorum {1} - yorum yaz


Kategori: resimler

19:47 - 30/3/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Kategori: resimler

19:46 - 30/3/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
hatırlamaya çalıştığımda anladım ki, yaşadıklarım silinip gitmiş. hem tarihimden .. hem belleğimden..
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- hepsi bu..
- bahçeye açılan kapıyı. dışarıya açılanı..
- mektup.
- 1. saat
- Başlıksız
- Başlıksız
- Başlıksız
- Başlıksız
- Başlıksız
- az sonra gün doğacak.
Arkadaşlarım
yansimalar
yalnizligaserenat
nurdemeti
mahsunsiirler